Showing posts with label Nişantaşı / Nisantasi. Show all posts
Showing posts with label Nişantaşı / Nisantasi. Show all posts

Thursday, July 26, 2012

Ankaralı bir Çinli...Quick China / The Cool King of China...Quick China

Dünyanın neresine gidersem gideyim, bulmakta sıkıntı çekmeyeceğim iki mutfak İtalyan ve Çin. İtalyan restoranları ülkemizde de ağırlıkta ama nedense güzel Çin restoranı konusunda kıtlık yaşıyoruz. Chinese in Town ve Sushico var, doğru, ama onları daha çok fast food zincirleri olarak görüyorum. Dragon'u severim ama orası da hem pahalı hem de her dakika gidilecek bir yer değil. O yüzden Nişantaşı'ndaki Quick China'yı keşfettiğimizde ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Fiyat kalite paritesi oldukça başarılı, harika bir ambiyans ve inanılmaz zengin bir menü...öyle ki her hafta gitseniz bile yemeğinden sıkılmayacağınız bir yer. 


I just love Asian cuisines. Actually, so much that I would be more than willing to move just to get a chance to eat that type of food every day. Chinese, Japanese, Thai, Malay, etc. all of them. That's why it makes me so upset that we just have a handful of good Asian restaurants. And most of them are fusion and pretty expensive anyways. It was not until we discovered Quick China that I was able to satisfy this hunger of mine. 
For English, please scroll down until the Turkish text is finished...
..................................................................................................................................

Saturday, March 17, 2012

Nişantaşı Delicatessen'in Yeşil Gözlü Müdavimi

İstanbul'un en sevdiğimiz mekanlarından biri hiç tartışmasız Delicatessen. Özellikle kahvaltıları için en azından iki haftada bir gitmeye çalışıyoruz Özgür'le.

Anlaşılan Delicatessen için yanıp tutuşan tek biz değiliz. Öğrendiğimiz kadarıyla kapıdaki yeşil gözlü misafir de müdavimlerindenmiş. 

Hava güneşli olmasına rağmen henüz kış soğunu atamadığı için mecburen içeriye sığındık. Yoksa terası, manzarası olmasa dahi, sıcak ortamıyla boğazı aratmıyor. 

İçeri girer girmez fırından taze çıkmış brownie ve poğaçaların buram buram kokuları burnumuza geldi, bizi daha da keyiflendirdi. Tabi dayanamayıp çay ile birlikte hemen birer poğaça istedik.

Thursday, March 15, 2012

PiPa... yani People in Public

Son zamanlarda gittiğimiz mekanların hepsinde yabancılar görmeye başlamıştık. Peki Türkler nerede, artık çıkmıyorlar mı diye merak etmiştik. Meğerse hepsi PiPa'daymış.
Osmanbey metrosu Pangaltı çıkışı yakınındaki PiPa bilmeyen adamın bulabileceği bir yer değil. Bir zamanlar tinercilerin fink attığı, Abdi İpekçi'ye kestirme yol olmasına rağmen içinden geçmekten çekindiğimiz mahalle Mustafa Sarıgül sayesinde çok şık bir hale gelmiş, Pipa gibi havalı bir mekanın bile orayı tercih etmesine sebep olmuştur.
Emlak alıp Bebekliler kadar kazanmak istiyorum derseniz bu bölgeye bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Türkiye'nin ilk gerçek Napolitan odun fırını pizzasını yapan, fırın dahil tüm malzemelerini Napoli'den getiren PiPa hasret kaldığımız gerçek İtalyan lezzetini bize sunuyor.

İsmi PiPa da başlıkta yazdığımın aksine çok basit, Pizza Pasta kelimelerinin kısaltması. Böyle sofistike bir mekanın açılımının ancak People in the Public vari bir anlam taşıyabileceğini düşünerek böyle birşey uydurdu Özgür, ve dolayısıyla başlığımız.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...