Wednesday, April 18, 2012

Bir zamanlar Kosinitza'da / Once upon a time in Kosinitza

Size çok sevdiğim bir yerden bahsetmek istiyorum.. 5 seneden uzun süredir açık olmasına rağmen çok az kişinin bildiği bir yer. Kuzguncuk'un ara sokaklarından birinde saklı ufacık bir balık restoranı. Ama herhangi bir balıkçı değil; Fransız'ından İspanyol'una, İtalyan'ından Türk'üne bir çok balık yemeği çeşidinin en ilginç şekillerde sunulduğu Kosinitza.
Today I want to talk about a place I so much like.. A restaurant that, despite having been open for more than 5 years, is still not known by many. A small fish restaurant hidden in one of the streets of Kuzguncuk on the Asian side. But not just any ordinary one; a fish restaurant serving the most interesting food from French to Spanish, Turkish to İtalian.. Kosinitza. 
..............................................................................................................................
Yaklaşık 25-30 kişilik bir mekan olan Kosinitza'ya mutlaka yer ayırtmak lazım. Özgür 1 hafta öncesinden aramıştı ve o zaman bile son masayı almayı başarmıştık. Pazartesi günleri Kosinitza kapalı ve Özgür o gün aradığı için kimse açmamıştı. Ama sahibi İbrahim Bey aynı gün içerisinde Özgür'ü arayıp yeri konfirme etmişti. O zamandan anlamıştık ne kadar işine bağlı ve cana yakın birisi olduğunu. 

Birinci köprünün hemen eteğinde yer alan Kuzguncuk'a ulaşım, eğer trafik yoksa, arabayla çok kolay. Biz ise bir Cuma akşamı Avrupa yakasından yola çıktığımız için işimiz daha zordu. Vapurların saatini de uyduramadığımız için Emirgan'dan, her 10 dakikada bir kalkan motorlardan birine bindik. Aklınızda bulunsun, kişi başı 5TL'ye Emirgan'dan Kanlıca'ya istediğiniz saatte geçebilirsiniz. 5 dakika öncesinden aramanız yeterli. 
Telefon: 02163228193
Kanlıca'dan da dolmuşla kişi başı 3TL'ye 15 dakika'da Kuzguncuk'a vardık. Kısacası, en sağlam trafikte 16TL'ye 20 dakikada bir yakadan diğerine geçtik. Hem de Boğaz manzarasının tadını çıkarta çıkarta :). 
Mekan o akşam her zamankinden de kalabalık gibiydi. En son da biz geldiğimiz için dar bir köşede 2 kişilik yere razı olduk mecburen. Önden söyleyeyim, yemeklerine bayılmasam hayatta oturmazdım orada. Bütün gece tuvalete gitmek ve yemeklerimizi alabilmek için yan masayı rahatsız etmek zorunda kaldık. Tıpkı uçakta cam kenarında oturmak gibiydi. 

Neyse ki İbrahim Bey imdadımıza yetişti. Her zamanki gibi sanki evinde ağırlarmışçasına ilgilendi bizimle. Yemek öncesi tadımlık balık çorbası ikramı ile selamladı bizi. 
 Fransız mutfağının meşhur balık çorbası "Bouillabaisse"ı özellikle ben çok beğendim. Tuzu tam yerinde, hafif kremamsı dokusu olan çorbadaki balık parçaları da yumuşaktı. Zaten pek çorba düşkünü olmayan kocamsa normal buldu.   

Biz karar veremeyince İbrahim Bey ortadaki büfede yer alan soğuk başlangıçlardan kurutulmuş domatesli soğanlı uskumru, kırmızı biberli közde patlıcan ve karamelize soğanlı tirsi balığını seçti bize. 
Hepsi çok güzel olsa da favorimiz kesinlikle aşağıdaki karamelize soğanlı tirsi balığı oldu. Karadeniz'de bulunan 30cm civarındaki balık hafif tuzlu olduğundan dolayı karamelize soğanla mükemmel bir ikili oluşturmuş.  
Kırmızı biberli közde patlıcan, tazeliği ve sevdiğimiz köz tadıyla, sıradan olmakla birlikte, güzel bir seçimdi. Kurutulmuş domatesli soğanlı uskumru'yu ben biraz tuzlu ve kendi özelliği gereği biraz sert buldum ama Özgür beğendi. 
Bu arada şarap menüsü çok geniş olmamakla birlikte yerel butik şarapları barındırdığı için çok mutlu etti beni. İbrahim Bey zaten büyük üreticilerden ziyade 30-40.000 şişe üreten butik üreticileri destekliyormuş. O yüzden de Büyülübağ'ın Chardonnay'ini seçtiğimizde gülen bir yüzle onayını verdi. 
2010 rekolte Chardonnay normalde alıştığımız tütsülü yoğun yağ dokusuna sahip değildi. Aksine limonumsu bir aroma ve asidik bir yapıya sahipti. Mekanın içerisi çok sıcak olduğu için bu özelliğine ne kadar sevindiğimi anlatamam. 13.5% alkol bu arada beyaz için biraz yüksek ama hiç hissetmiyorsunuz. 

Ara sıcak olarak karamelize soğanlı sübye ve kavrulmuş fırstıklı sardalya dolması istedik. Karamelize soğanlı sübye sarımsaklı patates püresi yatağında servis edildi. 
Bir çeşit mürekkep balığı olan sübyeyi hazırlanışından mıdır bilmiyorum ama normalde pek düşkün olmadığım ahtapottan çok daha fazla beğendim. Yine karamelize soğanın muazzam katkısını gördük burada. Altındaki patates püresi de sarımsakla hazırlanınca çok daha baharatlı ve karakteristik bir tada ulaşmış oldu. Pek beğendik. 
Özgür'ün favorisi yukarıdaki kavrulmuş fıstıklı sardalya dolması oldu. Ben ana yemekle bunun arasında kararsız kaldım. Daha geçen hafta Demeti'de yiyip de hiç beğenmediğim sardalyadan sonra bu tamamen başka bir boyuttu. İbrahim Bey'den öğrendiğimiz kadarıyla sırrı baharatlı siyah ekmek harcındaymış. Üzerindeki fıstıklarla tam bir gurme yemekti. Normalde sardalyada şikayetçi olduğum aşırı tuzlu yapısından eser yoktu. Giderseniz mutlaka yemenizi öneririm. 

Bir yandan yemekleri boğazımıza tıkıyor, bir yandan etrafı fotoğraflamaya çalışıyordum. Özgür'ü ne kadar fıtık ettiğimi tahmin edebilirsiniz :). 
Odanın tam ortasında yer alan avizeyi pek beğendim. Özellikle sarkan mumluklar çok sıcak ve samimi bir hava yaratıyordu. 
Duvarlarda içinde Kosinitza'nın geçtiği haberler asılıydı. Yerli yabancı bir çok mecraya konu olmuş anlaşılan. Buranın da yakında başka bir Çiya olacağına şüphem yok. 

Sıra gelmişti ana yemeğe ve benim diğer favorime: milföy kaplamalı porçini mantarlı dil balığı güveç. Kendisinin de adı kadar hava olduğunu söyleyebilirim :). 
Beşamel soslu bu yemek tam anlamıyla muhteşemdi. Tabi boyutundan da anlaşılacağı gibi bu kadar yemeğin üstüne biraz fazla geldi. Ama hata bizde. 4 kişi gidip bu kadar yemeği paylaşsanız bile olur neredeyse.  

Bir yandan İbrahim Bey'i sorguya çekmeye devam ettik. Yemekleri aşçı yapıyor olsa da arkasındaki kişi İbrahim Bey'in kendisiymiş. Balıkları seçmeye bile kendisi gidiyor. Bu nedenle ona menüdeki yemeklerden hangisini en çok sevdiğini sorunca hepsi diye cevap verdi. Biraz ısrar edince de mesina ve patates püreli pane alabalığı çok beğendiğini itiraf etti. Anlaşılan bir daha gitmemiz gerekecek. Yerin biraz küçük kaldığını İbrahim Bey de kabul ediyor. Biraz daha büyük, bahçeli bir yere geçme hayali de olduğunu ama henüz hayal olarak kaldığını da söyledi. Nereye giderse onu takip edeceğimize söz verdik. 

Patlama noktasında olmamıza rağmen tatlıyı pas geçmedik. Birer küçük creme brulee ve bir tane meyveli parfe.. ben ikisini de çok beğendim. Özgür'se creme brulee'nin soğuk olmasından yakındı. Farklı olmamakla birlikte ikisi de lezzetliydi diye özetleyebiliriz. 

İbrahim Bey'le vedalaştıktan sonra artık rahatlamış olan trafiği düşünerek bir taksi ile evimizin yolunu tuttuk. Harika yemeklerle dolu biraz fazla sıcak ve sıkışık bir akşam olmuştu.  

Fiyatlara gelince; 2 kişi toplam 260TL ödedik; bunun 80TL'si şaraptı. 3 soğuk başlangıç, 2 ara sıcak, 1 ana yemek, 2 tatlı. Çok ucuz olmamakla birlikte buna kesinlikle değdiğini söyleyebilirim. 

Puanlarımız
Genel 8
Lezzet 10
Servis ve Ambiyans 6  
......................................................................................................................
Kosinitza is a very small restaurant. It can host at most 30 people at the same time, hence you need to make a reservation in advance. Ozgur called on the one day that Kosinitza is closed, i.e. on a Monday. But the owner Ibrahim Bey returned his call later in the day and booked our table. What a nice attitude! 

Kosinitza is in Kuzguncuk, a small area on the Asian side, just below the Bosphorus bridge. The easiest way is to either take a cab or call a water taxi. I'd suggest you do the second cause not only will you save time but also enjoy the gorgeous Bosphorus view and the bridge changing colors. 

That evening was even crowder than normal. Unfortunately our table was in such a position that we kept bugging the table next to us with our excuses of having to use the bathroom or such. It felt like having a window seat on a plane. 

Thankfully the owner Ibrahim Bey came to our help and welcomed us as with their wonderful treat of small fish soup. 
The famous French fish soup "Bouillabaisse" was in my opinion perfect in the sense that it had the right salt amount and creamy texture with soft fish pieces in it. Ozgur, who is not much of a soup person, found it rather normal. 

Cause we were unable to move from our spots Ibrahim Bey picked the cold starters from the bufe for us. We got the shad (alosa) with caramelized onion, smoked eggplant with red paprica, and mackerel with dried tomatoes and onions.   
As much as we liked all three, both mine and Ozgur's favorite was the shad (alosa) with caramelized onion. Coming from the Blacksea, this 30cm long slightly salty fish worked great with the caramelized onion. It was the perfect mix of sweet and salty.  
I found the mackerel with dried tomatoes and onions a bit salty and the pieces too big but Ozgur really liked it and in general the onion flavored sauce was tasty. 
The smoked eggplant with red paprica was fresh and tasty with the smoky flavor and the red paprica added a bit of extra to it. Still it was probably the most genuine of all the food we tried. 

The wine menu doesn't offer too many choices but the good thing is that you can find several local boutique wines. Ibrahim Bey told us that he supports wineries who produce 30-40.000 bottles a year, hence he was happy with our choice of Buyulubag's Chardonnay. 
The 2010 Chardonnay was more crispier and had more citrus flavor than any other Chardonnay I'd tasted before. I must say I was pleased to have it so because otherwise we would probably have fallen asleep in the heat (it was really hot inside). The interesting part was that it had %13.5 alcohol but we could definitely not tell. 

For hot starters we ordered ink fish with caramelized onions and sardines with roasted peanuts.  
The ink fish was served in garlic mashed potatoes. I can't tell if it was the caramelized onions, or the garlic mashed potatoes or simply the pepper flavored sauce but it all worked so well together. Really good. 
Ozgur's number one of the night was the sardines with roasted peanuts. It was definitely a favorite for me as well. After having tried and not liked the sardines at Demeti last week these ones were on a totally different level. From what we learned from Ibrahim Bey, they were fried in spicy dark bread. There was no trace of the usual salty feel of the sardines and the peanuts added the extra. This is a must eat dish.  

While eating, I was also trying to take pictures of the restaurant. You can't help noticing all the clippings on the walls about Kosinitza. It kind of reminded me of Çiya. The lamp in the middle of the room was really nice; especially the candle holders. It was probably the only accessory in the whole room, i.e. restaurant.  
It was finally time for the main course and my other favorite: sole fish with porchini mushrooms and milfoy cover. I promise that the taste was as cool as the name.  
This wonderful dish served in bechamel sause was heavenly. Of course, after all this food, it was a bit too much but we still couldn't help not finishing it. 

Despite being on the point of having a food spasm we couldn't hold ourselves from order dessert.. two small creme brulee's and one fruit parfe. I enjoyed them both but Ozgur wasn't happy with the fact that the creme brulee was served cold. 
All in all a dinner feast in an incredibly dense and hot atmosphere. 

As for the prices; we paid 260TL for 2 people, including the 80TL wine. 3 cold starters, 2 hot starters, 1 main course for two, and 2 desserts. It wasn't cheap but definitely worth the price.   

Our Points: 
General 8
Taste 10
Service and Ambiance 6  


8 comments:

  1. Keşke bu postu gece okumasaydım, fotoğraflar o kadar canlı ki iştah açıyor! :) şaka bir yana, ben kanlıcaya çok yakınım aslında, her gittiğiniz yere gidesim geliyor...tesekkürler özeninize..

    ReplyDelete
  2. Merhaba :)Blogunuzu yeni keşfettim ve bayıldım. Biz de sevgılımle yeni yerler keşfetmeye, yeni tatlar denemeye bayılırız o yüzden bloga bakınca aa bizizm gibi bir çift daha dedim :) bundan sonra sizin rotanızız takip edeceğiz. İstanbula geldiğimde ilk fırsatta Kosinitza'yı deneyeceğim.

    http://bir-alisveriskoligin-itiraflari.blogspot.com/

    ReplyDelete
    Replies
    1. Senin de bloguna bayildim hemen uye oldum :) onerecegin yerler olursa duymak isterim mutlaka..

      Delete
  3. offf harikaa görünüyor :D

    ReplyDelete
  4. iyi aksamlar ;)

    first i want to say that i love your blog!
    i went to istanbul for the first time in january for a week, but i feel like i have still a lot of things to discover in Istanbul

    next time, i'll go back there i'll make a list of greats places "where to go" from your blog

    thanks for sharing great posts

    kisses from france

    ReplyDelete
    Replies
    1. heyy Fiona, thanks so much for those lovely words :) i just got back from singapore malaysia, hence my late response. i really liked your blog as well. will keep an eye on it :) hugs from istanbul

      Delete
  5. Kuzguncuk delisi biri olarak burayı geçen hafta keşfettiğimi söyleyebilirim ama Bayram'dan sonra açılacağı yazıyordu.Muhtemelen Ramazan nedeni ile kapatılmış bir ay :) Kuzguncuk'ta favori mekanım Sitare ama dediğiniz gibi güzel bir yemek için burayı denemek lazım.Listeme alıyorum :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sitareyi duydum ama hiç gitmedim. iyi ki hatırlattın, kesin en kısa zamanda ayarlayıp gideceğim. biz de aynı şekilde kuzguncuk delisiyiz. hatta özgür'ün hayali bir gün belki orada yaşamak. kosinitza süper bi restoran, sahibi de oldukça cana yakın. kesin sohbet edin gittiğinizde. üye olduğun için çok sağol :)

      Delete

Would love to hear what you think!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...